MUSTAFA AMCANIN EŞEĞİ KADAR OLMAK!
Mustafa Güzelgöz’ün tayini 1943 yılında Ürgüp kütüphanesine çıkar.
O dönemde devlet memurluğu başbakanlık gibi bir şey.
Seninki kütüphanede işe başlar
Bekler ki birileri gelip kitap okuyacak.
Üç gün, beş gün, üç ay… kimseler gelmez.
Amirlerine durumu bildirir.
Kardeşim maaşını düzenli alıyon mu? derler
Alıyom!
Ee ne karıştırıyon ortalığı, salla başını al maaşını.
Yıllardır kimse gelmez kütüphaneye daha ne istiyon.
Dertsiz başına der mi alacan!..
**
23 yaşındaki Mustafa düşünür düşünürr ve sonunda bulur.
Bir eşek alır, iki de sandık yaptırır.
Doldurur kitapları sandıklara, yükler eşeğe başlar köy köy dolaşmaya.
Köydeki çocuklar şaşırır.
Çocuklar alın bu kitapları okuyun.
Kendi aranızda da değişin.
Ben 15 gün sonra gelip alacam, size yeni kitaplar getirecem, der.
**
2 gün kütüphanede durur, diğer günler eşeğiyle köyleri gezer.
Köylerde çocuklar alkışlarla karşılar Mustafa’yı ve eşeğini.
Zamanla kütüphaneye de gelmeye başlar insanlar.
Mustafa bakar ki kadınlar gelmiyor kütüphaneye.
Zenit ve Singer’e mektup yazar.
Bana dikiş maKinesi yollayın,
firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım.
Zenit’ten 9, Singer’den 1 makine gelir.
**
Salı gününü kadınlar günü yapar.
Kadınlarda makine yok, kumaşı kapan kütüphaneye koşar.
Tabi on makine var, otuz kadın.
Bekleyenlerin eline birer kitap tutuşturur.
Alın okuyun sıra size gelene kadar, der.
Ve sıradaki kadınlar kitap okumaya başlar kikirdeyerek.
Yetmez Halk Evlerine okuma yazma kursu vermeye gider.
O da yetmez halıcılık kursu başlatır Ürgüp’te halıcılık canlanır.
**
Ödülü mü?
Valilik dava açar Mustafa Güzelgöz aleyhine.
Görevini kötüye kullanıyor diye.
Görev tanımı dışında davranıyor diye.
Ve ellisine gelen Mustafa amca baskıyla emekli edilir.
Yerine de salla başı al maaşı bir memur atanır muhtemelen.
**
Onun gayretleriyle köylerden pek çok çocuk okur,
Kimi öğretmen olur, kimi doktor kimi hemşire.
Ve bu eli öpülesi insan 2005 yılında vefat eder.
Ürgüplüler onun hizmetlerini unutamazlar.
Ve 2005 yılında Mustafa Güzelgöz ile eşeğinin heykelini dikerler.
Bakın Nevşehir’den nice müdür, amir, vali, bürokrat geçti çoğunu kimse hatırlamaz.
Ama Mustafa amca ile eşeğinin heykeli var.
**
Bilmiyorum,
“Devlet bana ne veriyor demek yerine ben devletime ne verebilirim” diye düşünmenin zamanı gelemedi mi?
Yani…
Yani insan hiçbir şey olamıyorsa,
Mustafa amcanın eşeği olabilmeli öyle değil mi?
**
Bu hikayeyi bizim içimizden bir iletişimci AHMET ŞERİF İZGÖREN’in kitabından okudum.
Çok hoşuma gitti sizlerle paylaştım.
Kitabın adı: SÜPERMEN TÜRK OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI.
O kadar mükemmel bir kitap ki okumayan yaşadım saymasın.
Baştan sona bizim hikayemizle dolu..
**
Diyor ki yazar:
Turist çocuklarına bakın yemeklerini kendileri alır, döke döke yer.
Yemek yemeyi öğrenirler.
Bir de bizim çocuklara bakın:
Yemeğini babası alır, anası yedirir teyzesi ağzını siler.
Uçmaya kalkar pelerinini annesi bağlar.
Bir de uçarken arkasından bağırır:
“Varınca çaldır oğlum!”
E bırak da uçsun artık.
**
Hani “Benim çocuk bir şey beceremiyor” diyen anne babalar için,
Yan gelip yatan ve devletten maaş alanlar için,
Her şeyi devletten bekleyen keneler için mükemmel bir kitap.
Tabi “Biri okusun da ben de dinleyeyim” demiyorsanız..